Kapat

Yaklakşık 4-5 aydır Güney Amerika yollarındaydım. Ortama iyice alıştıktan sonra artık daha çetrefilli geziler ve yolculuklar yapmak niyetindeyim. Şili gezimin sonlarına doğru gözüme kestirdiğim bir safari turu var…

Şili’nin Santiago şehir otogarından, Bolivya sınırındaki San Pedro de Atacama kasabasına gitmek için uzun bir otobüs yolculuğuna çıktım. Yolculuk tam 1 gün sürecek kadar uzun olsa da yolun büyük bölümü Pasifik Okyanus manzaralı geçtiği için oldukça iyiydi. Şili’nin sahil şeridi boyunca manzara gerçekten ilginç. Çok zengini, villası olanı da deniz manzaralı evde yaşıyor, fakir fukara olup köyde yaşayanı da. Bu konuda Şili herkese cömert davranmış.

24 saate yakın bir süre sonra San Pedro de Atacama’ya ulaştık. Burası, kovboy filmlerinden alışık olduğumuz ıssız bir arazideki sessiz kasabalar olur ya hani, aynı orası. Güneş kavuruyor, hafif rüzgar var ama çok sıcak. Kupkuru bir arazi. Kerpiç ve briket evlerin arasından kovboylar geçecekmiş gibi bir atmosfer var ama sıcaktan kimsenin düello yapmaya hali yok galiba.

Buraya geliş sebebim Şili’den Bolivya’ya geçmek ama öyle klasik bir sınır geçişi değil. Buradan başlayıp Bolivya’nın Uyuni şehrine kadar uzanan, jiplerle yapılan çöl safari turuna katılmak. Uyuni’ye vardıktan sonra geri dönmeyip oradan yola devam etmek.

San Pedro’ya gelip otobüsten inince önce rezervasyon yaptırdığım hostele geçtim ve çantamı bıraktım. Tek katlı, kerpiçten yapılma ufak bir bina ama klimalı güzel bir hostel. Soğuk bir şeyler içtikten sonra çevreyi keşfe çıktım.

Ortalıkta gezenlerin çoğu sırt çantalı gezginler. Yapacakları turlar için uygun fiyat arayışındalar. Yerli halk sıcaktan o kadar bunalmış vaziyette ki herkes ve her şey çok yavaş hareket ediyor. Tam bir uyuşukluk hakim kasabaya. Hepimizin kafası güzel sanki.

San Pedro de Atacama’nın yakınlarında Ay Vadisi (Valle de la Luna) denilen bir çöl vadisi var. İsminin sebebi, bu çölün yüzeyi dünyada Ay’a en çok benzeyen yermiş. Zaten burada Nasa uzay ile alakalı bazı çalışmalar ve denemeler yapıyor. Bölgeye bisiklet kiralayarak ya da günlük tur yapan araçlarla gidip gezebilirsiniz. Astronomi Tur denilen etkinliğe katılarak geceleri teleskoplarla gözlem yapabiliyorsunuz.
Ben daha zorlu olan bir yolculuğa çıkacağım için bu kısmı direkt pas geçtim ve ertesi gün yapacağım safari için firmaları soruşturmaya başladım.

Anlaştığım tur sahibinden şöyle bir uyarı aldım; “Hem çöl çok sıcak, hem de rakım çok yüksek olduğu için susuzluk çok fazla olacak, ekstradan en az 5 litrelik su al yanına”. Diğer hemen her şeyi onlar karşılıyorlar ama fazladan su almamızı iyice tembihlediler. Ben ne yaptım peki! O kadar suyla kim uğraşacak (sanki sırtımda taşıyacağım) deyip marketten 2 tane 1,5 litrelik normal su aldım o kadar. Ve bu aldığım sulardan biri normal su değil, acı su dediğimiz sodalı suymuş. Bildiğimiz asitsiz soda yani. Ben bunu henüz bilmiyorum tabi, yolda öğreneceğim. Ama genel olarak suyla pek aram olmadığı için tüm yolculuğu tek şişe suyla rahatça geçirebildim. Eğer çok susayan biri olsaydım muhtemelen hapı yutmuştum. Sizin bünyeniz su sevdalısı ise kesinlikle bu tavsiyeyi dikkate alın.

Ertesi gün çok erken saatlerde jiplere bineceğimiz yerde toplandık. 6 gezgin ve 1 şoför toplamda 7 kişiyiz. Bolivyalı çok şeker bir şoför abimiz, Alman, Norveçli, Fransızlar ve bir de Türk olarak ben, tam bir temel fıkrası modunda araca biniyoruz. Herkes 5 litrelik sularını aracın üstüne atarken ben sadece çantamı koyup ufak su şişemle takılıyorum. Havam batsın.

Bolivya sınırına kadar birkaç saatimiz var. Hoşbeş sohbet tanışma faslı derken yola koyulduk. Şoför abimiz çölde gecenin fena soğuk olduğunu, sağlam giyinip yatmamız gerektiğini öyle bir anlattı ki hepimiz sabaha çıkamayabiliriz diye düşünmeye başladık. Tamam çölde geceleri soğuk olur, az çok coğrafi bilgimiz var ama kaptan bizi biraz fazla işkillendirdi. Zaten azıcık suyla çöllere düştüm niye ekstradan gerilim veriyorsun!

Birkaç saat sonra çölün ortasındaki Bolivya sınırına geldik. Bir sürü safari jipi sarmış etrafı. Sıraya girip pasaport işlemlerini hallettikten sonra tekrar araçlara atladık. Buradan sonra safari rotası birkaç farklı noktaya ayrılıyor. Siz seçtiğiniz tura göre bir tanesine katılıyorsunuz ama rotalar arasında çok büyük farklar yok. Hepsinin varış noktası Uyuni’de bitiyor. Bölgenin ve rotaların genel haritası şu şekilde:


(Şili – Bolivya Tur Rotaları)

Bu tur 2 yönlü olarak yapılıyor. İster Şili’den başlayıp Bolivya’da bitiriyorsunuz ya da tam tersi Bolivya’dan başlayıp Şili’ye geçiş yapıyorsunuz. Başladığınız noktaya geri dönecekseniz tur toplamda 3 gece 4 gün sürüyor.

San Pedro de Atacama (Şili) – Salar de Uyuni (Bolivya) Gezisi

İlk durağımız Laguna Blanca ve Laguna Verde isimlerinde yan yana olan ama birbirine hiç benzemeyen iki volkanik göl oluyor. Licancabur denilen yanardağın hemen dibindeler. Laguna Blanca (Beyaz Göl) tamamen şeffaf ve saf bir görüntüye sahip, içerisi flamingo sürüleriyle dolu. Laguna Verde (Yeşil Göl) ise tamamen turkuaz renginde. Sahip oldukları farklı mineral ve tortular nedeniyle bu renklere bürünmüşler. Ortam öyle enteresan ki yakınımızda yöremizde bırakın ağacı en ufak bir yeşil ot bile yok ama harika renkli bir doğa manzarası var. Rakım 4300 metre.

Rakım demişken; Uyuni’ye kadar yapacağımız bu yolculukta rakım seviyesi 5 bin metrelere kadar çıkıyor. Eğer alışık değilseniz bu insan vücudu için çok normal bir seviye değil. En azından bir anda çıkılası bir mesafe değil. Dağcılar bile bu seviyelere tırmanırken 1 haftalık hazırlık kampları yapıyorlar. Bu civarda yaşayanlar koka yaprağı denilen bir bitki çiğniyorlar bol bol. Vücutları bu şekilde daha kolay uyum sağlıyor çevreye. Koka yaprağı aynı zamanda kokainin ham maddesi.

Bu yolculuk boyunca gezginlerin bir kısmında mide bulantısı, baş dönmesi, nefes darlığı gibi etkiler çok sık gözüküyor. Özellikle akşamları dinlenmek için hostele geçildiğinde yatak döşek hasta yatanlar da oluyor. Ama sanırım her bünye için etkisi aynı değil, yolculuk boyunca kendi adıma hiçbir rahatsızlık yaşamadım ama kaldığımız yerlerde rahatsızlanan arkadaşlar oluyordu. Eğer kendinize çok güvenmiyorsanız böyle bir yolculuk öncesi eczanelerden yükseklik hastalığı ilacı temin etmenizi tavsiye ederim. Türkiye’de de bulabilirsiniz. Gitmeden çantanıza atıverin. Eğlence için çıktığınız yolculuk kabusa dönüşmesin.

Sonraki durağımız Sol de Manana isminde bir gayzer bölgesi. Volkanik bir zemin. Magma tabakasının kaynattığı suların fokurdadığı, her yerden su buharı ve dumanlar çıkan fantastik bir yer. Sularda sülfür olduğundan solumamak için fazla yaklaşmayın deseler de biz neredeyse içine dalacağız.

Buranın yakınlarında bir de Termas de Polques adında termal su ve kaplıcalarının olduğu bir yer var. Geçerken uğrayıp bir süre vakit geçiriyorsunuz. İsteyen kaplıcalara giriyor. Hava ne durumda olursa olsun su sıcaklığı oldukça iyi.

Yükseklik 5 bin metreye yaklaştı ve nefes almak biraz daha zorlaştı haliyle buralarda. Ama ne hikmetse hiç susuzluk çekmiyorum. Yanıma aldığım ufak su bile olduğu gibi duruyor hala.

Kaplıcalarda herkes biraz soluklanıp dinlendikten sonra yola devam ediyoruz.

Sıradaki durak benim için bu turun en etkileyici birkaç manzarasından biri olan  Laguna Colorada (Kırmızı Göl). Yüz ölçümü 60 km² olan bu büyük kırmızı göl hepimizi şaşkına çeviriyor. Suyun içerisindeki alg çeşitleri ve suyunun içerdiği yüksek mineral seviyesi nedeniyle bu renkteymiş. Kırmızı gölün içerisinde pembe renkli flamingo grupları var. Dokunacak kadar yaklaşabiliyorsunuz. Onlar bizden ürkmüyorlar ama biz daha önce bu kadar yakından flamingo görmediğimiz için ufaktan bir ürküyoruz ilk başta. Gruptaki arkadaşlar etrafa dağılıp resim çekme moduna geçtiklerinde suyun hemen kenarındaki bir kayaya oturup aralıksız 10 dakika gözümü kırpmadan bu manzarayı seyrettim. Çok daha uzun da kalmak istedim ama tura devam edecektik. Ben de birkaç fotoğraf alıp etrafı dolaştıktan sonra hepimiz jiplere geri döndük.

Hani şu Amerikan filmlerinde klişe bir konu vardır. Bir grup genç ya da aile bir yerlere gezmeye giderken ıssız çöllerde araçları arızalanır ve başlarına gelmedik kalmaz. Başlarına gelenlere değil ama o gittikleri çöl yollarına hep çok imrenmişimdir.

Kafanızda canlanması için mesela Tepenin Gözleri (The Hills Have Eyes) filminde ailenin mahsur kaldığı çöl görüntüsünü göstereyim. Filmlerde bu yollar nice hayatlar söndürdü. Teksas Katliamı gibi serilere hiç değinmiyorum bile.


(Tepenin Gözleri – The Hills Have Eyes)

İşte bu andan sonra tam olarak o imrendiğim yol serüveni başlamıştı. Kaptanımız da tam yola uygun güzel bir müzik açınca değmeyin keyfimize. Millet çıt çıkarmadan dışarıyı seyrediyor sadece. Lanet olası yaratıklar tarafından kaçırılmadığımız sürece ortam çok iyi. (:
Bu da bizim yol manzaralarımız.

Uzun bir çöl yolculuğunun ardından yakın civardaki ufak bir köyde konaklayacağımız hostele geçtik. Gece boyunca diğer gezginler ve yerli halktan küçük çocuklarla şarkılı türkülü, güzel muhabbetli bir gece geçirdik. Ne susuzluktan, ne gecenin soğukluğundan kimsenin şikayeti olmadı.

İlk gece kalınan hostelde elektrik ihtiyacı jeneratörler ile sağlanıyor. Akşam saat 9-10’dan sonra elektrik kapatılıyor. O yüzden şarjlı aletleri bu saatten önce doldurmak gerek.

Sabah erken saatlerde kalkıp kahvaltımızı yaparak yola hazırlandık. Villamar Mallcu denilen bir bölgeye geçtik. Burada ilk durağımız küçük bir kasaba ve onun hemen yanındaki farklı şekillerdeki kaya oluşumlarının olduğu Italia Perdida denilen dağlık bir yerdi. Kasabanın tam ortasında küçük bir uçak enkazı vardı. 2 parçaya ayrılan uçağın parçaları kaldırılmamış öylece duruyor. İşin ilginç yanı uçağın hemen yanındaki mağarada insan kafatası ve kemikleri var. Onlarda öylece duruyordu. Sebebini hiç sormadım.

Lama sürülerinin arasından araçla yola devam ederken tamamen kayalık bir zeminden oluşan enteresan bir yerde araçlardan inip yürümeye başladık. Ortalıkta bir şey gözükmüyor, nereye yürüyoruz derken kayalık bölgenin tam ortasında büyük bir çöküntü olduğunu fark ettik ve bu manzara karşımıza çıktı.

Laguna Negra (Kara Göl) denilen bu ovanın tamamen yosunlardan oluşmuş bir zemini var. Gölün hemen kenarında ise bir lama sürüsü besleniyor. Aşağı inip lamalarla biraz vakit geçirdik. Başka araçlarla gelen gezginlere denk gelince göl kenarında biraz oturup sohbet ettik.

Bu kayalık bölgenin biraz ilerisinde ise Anaconda Kanyonu (Canon de la Anaconda) denilen harika bir kanyon manzarası var. Korkutucu bir yükseklikten aşağıda yılan gibi kıvrılan nehri izliyorsunuz. Kanyonun isminin nereden geldiği hemen anlaşılıyor zaten. Tepeden bu manzarayı izlerken şoförümüz güzel bir teklifte bulundu.

“Aşağı nehir kenarına inip yemek yiyelim.”

Bu teklifi duyduktan en fazla yarım saat sonra su kenarında piknik moduna geçmiştik bile.
Sofra hazırlanırken ikişerli gruplar halinde dağılıp biraz çevreyi keşfe çıktık. Lama arkadaşlar burada da geziniyorlar.

İkinci gece konaklamamızdan önce Julaca Köyü denilen bir yere uğradık. Her yerden kilometrelerce uzak olan, çölün ortasında az sayıda haneden oluşan bir köy. Kerpiç evlerin tam ortasından bir tren yolu geçiyor. Köy meydanında bir sürü çocuk toplanmış maç yapıyorlar. Ufak bir büfe vardı köyde. Bizim araçtaki arkadaşlar büfe etrafında toplanırken ben maç yapan çocukların arasında karışıp onlarla takılmaya başladım. Latin Amerika’nın ıssız köylerinde bile futbol sevdası var.

Bu ufak köyde yaşayan herkes birbirine akraba sayılırmış. Gezginlerin uğrak yeri olmasa dünyadan epey soyutlanmış bir köy.
Köyün hemen dışında birde enteresan bir mezarlık var. Tüm mezarların üzeri çiçeklerle, renkli örtülerle süslenmiş vaziyette.

Sonrasında gece konaklayacağımız hostele kadar uzun ve aralıksız bir çöl yolculuğu oldu bugün. Güzel manzaralı yerler dışında pek durmadan hareket halindeydik. Uyuni Tuz Gölü sınırlarına girdiğimiz andan itibaren uçsuz bucaksız, ufuk çizgisine kadar bembeyaz bir zeminde ilerlemeye başladık. Eskinin gölü şimdinin ise çölü olan Salar de Uyuni, 10.582 km² alana yayılmış 3.653 m. yükseklikte, dünyanın en büyük tuz gölü. Yıllık 25 bin ton tuz çıkartılan bu çölün toplam tuz kapasitesi 10 milyar ton olarak ölçülmüş. Katır kutur sesler arasında yürüdüğünüz tuzdan yapılma bu zemin ayrıca dünyanın en büyük aynası. Yağmur yağdıktan sonra yer gök birleşiyor ve harika bir manzara oluşuyor.

Çölün ortasında Incahuasi (İnka evi) denilen bir tepe var. Kaktüslerle kaplı bir ada şeklinde. Zirvesinden tüm gölü seyredebiliyorsunuz.
Bir başka noktada ise Dakar Rallisi anıtı, hemen yanında tamamen tuzdan yapılmış bir hostel binası ve onlarca ülke bayraklarının dikili olduğu bir meydan var. Çölde çok sert rüzgarlara maruz kaldıkları için bayraklar uzun ömürlü olmuyor ve parçalanıyorlar ama yine de her daim gelen gezginler tarafından yeniden asılıyorlar. Burada Bolivyalı bir sanatçının klip çekimine denk geldik ve bir süre klip çekimlerini seyrettik.

Bu arada bu nokta Star Wars: The Last Jedi (Yıldız Savaşları: Son Jedi) filminin meşhur sahnelerinden bazılarının çekildiği mekanlar.

Gece Uyuni’de konakladığımız hostel, banyo ve tuvaletleri hariç tamamen tuzdan yapılmış bir binaydı. Zeminde tamamen tuz dökülü, çıtır çıtır sesler eşliğinde yürüyorsunuz.

Uyuni Çölü’nde herhangi bir ışık kirliliği olmadığı için geceleri inanılmaz bir yıldız şöleni oluyor. Sanırım hayatımda bu kadar çok yıldızlı bir gökyüzünü daha önce hiç görmemiştim.

Sabah güneş doğmadan önce kalkacağımız için o gün sıcak banyosunu yapıp karnını doyuran herkes erkenden uyudu. Sabah gün doğumuna yarım saat kala kalkıp Incahuasi (İnka evi) dedilen adaya tırmandık. Müthiş bir soğuk var. Burada güzel bir gün doğumuna şahit olmak için herkes elde fotoğraf makinaları ile titreyerek ufku gözlüyor. Kaktüslerin arasında yarım saatlik bu bekleyişin ardından güzel kareler yakalayıp sonrasında kahvaltı yapmak için tepenin dibine kurulan masaların olduğu bölüme indik.

Kahvaltı sonrası durağımız Uyuni Tren Mezarlığı (El Cementerio de Trenes de Uyuni). Şehir merkezinin 3 km. dışındaki bu ilginç mezarlıkta 19. yy’dan kalma onlarca tren atıl vaziyette çürümeye terk edilmiş ve bölge hayalet bir kasaba halini almış.

Tren mezarlığı turdaki son durağımız oluyor ve buradan Uyuni şehir merkezine geçiyoruz. Araçtaki diğer arkadaşlar aynı yol üzerinden San Pedro de Atacama yani Şili’ye geri dönecekler. Ben ise bu noktada herkesle vedalaşıp Uyuni’yi biraz gezdikten sonra bir sonraki durağım olan Bolivya’nın Potosi şehrine geçmek için otogara doğru yol almaya başlıyorum.

# Editör / Gezi Hocası

ŞİLİ GEZİLECEK YERLER VE GEZİ REHBERİ (TIKLAYIN)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir