Kapat
Gezi Hocası Afrika Gezisi

Bir yardım kuruluşu, Afrika’daki su sorununa dikkat çekmek adına bir belgesel hazırlatmak istedi. Biz de bu belgeselin çekimlerini yapmak için Kenya yolcusuyuz. İstanbul Havalimanın’dan başlayan seyahatimiz yaklaşık 2 hafta sürecek.

Akşam saatlerinde başkent Nairobi’ye inip, bize Kenya’da yardımcı olacak ekiple buluştuk. O andan itibaren Kenya’nın köylerinden kasabalarına kadar karış karış dolaşacağımız, çok yoğun geçen bir yol macerası başladı. Ama bu yazıda belgesel çekimleri, Afrika’daki zorlu şartlar, Kenya’daki hayat hikayeleri konusuna hiç girmeyeceğim. Çünkü bu başlı başına ayrı olarak ele alınması gereken uzun bir konu. Şimdilik sadece Kenya’daki safari maceramızdan bahsedeceğim.

Kenya’da bize yardımcı olacak ikinci ekip, belgesel çekimleri bitiminde bize güzel bir jest olması için 3 günlük bir safari programı ayarlamış. Fakat çekim süreci düşünüldüğünden daha uzun sürdü. Sonuçta burada bulunmamızın birinci sebebi belgeseldi ve işin içimize sinmesi gerekiyordu. Çekimler uzayınca safari programımızı önce iki daha sonra bir güne indirdik. O bir günü de kaybetmemek adına son gün normalden daha yoğun bir tempoda çalışıp işi bitirdik. Akşam saatlerinde de safariye başlayacağımız otele doğru yola koyulduk. Ama hepimizde büyük bir yorgunluk var. Son gün gerçekten enerjimizi son raddeye kadar harcadık.

Uganda sınırına yakın bir bölgedeyiz. İstikamet ise çocukluğumdan beri hayran hayran izlediğim, Afrika belgesellerinin çekildiği meşhur Masai Mara düzlükleri. Aslanların sürekli antilopları kovaladığı, timsahların nehirde pusu kurup zebraları avladığı topraklar. TV’de National Geographic izleye izleye ezberlediğimiz bölgeler ama canlısını görmek baya heyecan verici olacak.

Kenya’nın batı ucundan başkent Nairobi’ye doğru ana yol üzerinden ilerliyoruz. Bir noktadan sonra safari bölgesine dönmek için güneye, Tanzanya sınırına doğru toprak bir tali yola girdik. O andan itibaren o kadar kötü bir yol başlıyor ki birkaç saat boyunca sanki dalgalı bir denizde yol alıyormuş misali savrula savrula gidiyoruz. Gün içindeki iş yorgunluğunun üzerine bir de bu yol bizi mahvediyor. 2-3 saate yakın bu şekilde tıngır mıngır ilerlerken otele yaklaşıyoruz. Saat gece yarısı oldu ve etrafta araba farları hariç hiçbir ışık yok. Ara sıra etraftaki ağaçların arasında kaçışan bazı iri yarı hayvanlar görüyoruz ama ne oldukları tam seçilmiyor. Otele yaklaştıkça etraf şenlenmeye başladı. Ama yorgunluktan o an safariyi düşünecek durumda değiliz pek.

Gecenin ilerleyen saatlerinde otele varıyoruz. Ama bu otel hakkında ayrı bir paragraf açmam gerek. Hem işim gereği hem de sık yolculuk yaptığım için İstanbul ve Antalya dahil, hatta yurt dışında da ultra lüks otellerde bulunma şansım oldu. Ama bütün samimiyetimle söyleyebilirim ki bu geldiğimiz otel gibisini hayatımda hiç görmedim. Yok vallahi reklam falan da almadık. ツ Samimi görüşüm.

Kenya’daki ekip arkadaşları sağ olsunlar günlerce bizi en iyi şekilde ağırladılar ama burada Nirvana’ya ulaştık diyebiliriz yani. Geldiğimiz otelin ismi Fairmont Mara Safari Club. Araçlarla otelin ön kapısından içeri giriyoruz. Kısa bir süre sonra lobinin olduğu yere varıp araçlardan indik. Otel, ormanlık büyük bir alan içerisinde kurulu. Etrafta beton namına pek bir şey yok. Her şey ahşap ya da oldukça kalın örtülerden yapılmış gözüküyor. Örtü dediğime bakmayın duvar gibi sağlam ve kalın kumaşlar. Lobideki işlerimizi hallettikten sonra odalarımıza doğru yola koyulduk. Yola koyulduk diyorum çünkü henüz tam farkında değiliz ama devasa bir tesisin içerisindeyiz. Benim odam lobiye uzak olanlardan. Biraz yürüyüşün ardından şu aşağıda gördüğünüz odaya geliyoruz. Odanın kendisi ayrı otel gibi. Ama o an gece olduğu için ben mevzuyu gündüz daha iyi fark ediyorum. Zaten fark ettikten sonra mekanın sahibi benmişim gibi bi’ afra tafralara giriyorum ister istemez. Ömrümde kaç kere böyle yerde kalacağım. Bir günlüğüne hayat güzelleşiyor ve ormanların kralı ben oluyorum.

Kenya Konaklama Hakkında

Yukarıda gördüğünüz çadır, benim tek başıma kalacağım bir oda ve buna benzer büyük-küçük 50’den fazla odanın olduğu bir tesis düşünürseniz mekanın büyüklüğünü daha iyi anlayabilirsiniz. Restoranları, sosyal alanları, havuzları saymıyorum bile.. Teknolojik anlamda buradan çok daha iyi oteller vardır elbet ama bu kadar doğal ve estetik olması.. Pes..

Tamamen bez, taş ve ahşap kullanılarak yapılmış, çadır tarzında yapılar. İçerisi tepeden tırnağa her detay düşünülerek donatılmış. Yorgunlukla hayranlık arasında gidip geliyorum. Hemen düşüp uyumam gerek ama o kadar toz kir içerisindeyim ki duş almazsam muhtemelen kaşıntıdan kendimi telef ederim sabaha kadar. Zor bela kendimi sıcak suyun altına atıyorum. Öyle bir duş alanı yapmış ki vicdansızlar 20 dakika boyunca sıcak suyun içinden çıkasım gelmedi. “Biz bu otele neden daha önce gelmedik” diye kafamı taşlara vurasım geliyor.

Saat gece yarısını çoktan geçti ve sabah çok erken saatte safariye çıkacağız. Yatağa girip uyku moduna geçeyim derken etrafta daha önce hiç duymadığım bazı hayvan böğürtüleri duyuyorum. Sesler çok yakından geliyor. Hemen kapının önünde, seslerinden baya iri yarı olduklarını düşündüğüm hayvanlar var ama ne oldukları konusunda hiçbir fikrim yok. Çünkü ses hiç tanıdık değil. Ama gözlerim kapanıyor ve ne olduklarını merak edecek durumda bile değilim. Zaten her yer zifiri karanlık… Sabah ola hayrola…

En fazla üç beş saatlik bir uykudan sonra kahvaltı alanına gitmek için kalkıp hazırlanıyorum. “Geceki sesler neydi öyle?” diye düşünürken aynı sesler gelmeye devam ediyor. Çadırın girişini aralayıp verandadan aşağı bir bakıyorum ki görünen manzara bu..

Afrika Hipopotam

Büyük bir şaşkınlık içindeyim.. Kapının önü hipopotam ailesi ile doluymuş. Gündüz gözü etrafıma bir bakıyorum. Muhtemelen timsahların da cirit attığı bir nehrin kenarında, ormanın içerisindeyiz. Yakınımdaki odaların verandalarında çay kahve yudumlayan insanlar var. Çadırlarımızın üzerinde gezen maymunlar da cabası. Safariye çıkmadan safari ayağımıza gelmiş zaten.

Yarım saat kadar sonra otelin restoranında kahvaltı için toplanmaya başladık. Ve kahvaltıya gelen herkesin kurduğu ilk cümlelerden biri şuydu. “Gece yatmadan 5 dakika bir duş alayım dedim yarım saat sudan çıkamadım.. !” Herkes aynı şeyi söylüyor. “Adamlar yapmış abi…” demekten kendimizi alamadık tabi. Bu tesisi akşama kadar övebilirim ama sahiplerini çok da şımartmamak için uzatmayayım. Bu arada merak edenler için paylaşayım. Biz torpilli olduğumuz için indirimli kaldık ama o dönem bu otelin normal ücretleri gecelik 550 dolardan başlıyordu.

Şöyle de ilginç bir durum var.. Her ince detayın düşünüldüğü, açık büfe restoranında onlarca çeşit yemeğin bulunduğu, her yerden suların fışkırdığı bu tesisten birkaç kilometre ötedeki köylerde, temiz su bulamadığı için hastalanıp ölen insanların olduğu yerler var. Aynı ülkedeyiz.. Aramızda öyle yüzlerce kilometre falan yok. Daha dün bir depo kirli suyla günlerce idare etmek zorunda olan insanlarla beraberdik, bugün hayatımda gördüğüm en harika otelin içerisindeyiz. Kenya, içinde bulunduğumuz her gün bizi hayretler içesinde bırakmayı başardı.. Ama dediğim gibi, Kenya’daki hayat hikayeleri başka bir yazının konusu.

Kahvaltı sonrası safariye başlamak için araçların olduğu bölüme geçtik. Üstü açık, havadar 2 jip birlikte hareket edeceğiz. Kameralarımızın yanına bir de drone aldık. Yasak deyip duruyorlar ama pek yasağı dinleyeceğimizi sanmıyorum. Drone’u da salabildiğimiz kadar salarız artık.

Ekibin en renkli kişisi Harun abi. Araca biner binmez jipin üstünden kafasını dışarı çıkartıp kendi kendine gülmeye başladı. Meğerse biraz sonra bize yapacağı espri bombardımanı için, içinden egzersiz yapıyormuş. ツ Hayvanların iç dünyasıyla ilgili yaptığı çıkarımlarla gün boyunca bizi çok güldürdü.

Ufaktan yola çıkarken kaptan bize bazı bilgiler vermeye başladı. Söylediğine göre Afrika safarisinde öncelikli olarak görmeye çalışacağımız hayvanlar “Africa’s Big Five” yani “Afrika’nın Beş Büyükleri” olarak adlandırılıyor.

The Big Five – Büyük Beşli

  • Afrika Aslanı
  • Afrika Fili
  • Afrika Mandası (Cape Buffalo)
  • Leopar
  • Siyah Gergedan

Bu 5 kardeş Afrika’nın en büyük ve en tehlikeli hayvanları. Ayrıca Masai Mara düzlüklerinde “Çirkin 5’li – Küçük 5’li” vs. gibi hayvan grupları da var ama en çok merak uyandıran grup bu. Bu arada Masai Mara demişken onun hakkında da çok kısa bir bilgi vereyim.

Masai Mara, Kenya’nın güneydoğusunda, Tanzanya sınırında bulunan bir doğal yaşam alanı. Tanzanya’da bulunan Serengeti Milli Parkı’nı da dahil ettiğinizde yaklaşık 15 bin km² büyüklüğünde büyük bir alanı kapsıyor. Belgesellerde gördüğümüz en popüler yerlerden biri. Sayısız hayvan çeşitliliği barındırıyor. Bizim gibi yarım günlük turla gezilebilecek bir yer değil yani. En az 3 günlük bir tura dahil olup bu safariyi tam manasıyla yaşamak gerekiyor. Bizimki biraz kısa olacak ama hiç yoktan iyidir. Baya heyecanlı…

Tur kısa olacağı için tüm hayvanları görememe şansımız var. Ama kaptan baya iddialı. Hepsi olmasa bile çoğunu göreceğimizi garanti ediyor. Zaten daha otelin sınırlarından ayrılır ayrılamaz zebra ve yaban domuzu sürüleri çıktı karşımıza. Kaptan bir yandan bilgiler veriyor, bir yandan ufak ufak ilerliyoruz. “Yüksek sesle konuşmayın, kafanıza göre araçtan uzaklaşmayın ve sakin olun” diyor. “Buraların ağası sensin, ne dersen o başkan” diyoruz biz de doğal olarak. Onca aslanın, kaplanın içinde artistlik yapacak halimiz yok.

Biraz uzaklaşmaya başladıkça ciddi ciddi kalabalık sürüler çıkmaya başladı önümüze. Yüzlerce zebra, antilop ve bufalo sürüleri.. Daha yolun başındayız..

Kenya Gezi Rehberi Kenya Safari Hayvanları

Hayvanlar, arazi, hava, ortam, muhabbet şahane… Tam manasıyla belgesin içindeyiz. Gezi sırasında ilk büyük hayranlığım ise özgür şekilde sağa sola koşan zürafalara oluyor. O kadar estetik, o kadar zarifler ki yavaş çekim koşuyorlar sanki. Sürüyle geziyorlar. Hiç böyle bir şey görmemiştim. Her taraftalar. Ürkütmezseniz kaçmıyorlar da. Drone’u salıyoruz, kameraları çalıştırıyoruz o ara. Sağlı sollu kendi mini Afrika belgeselimizi çekiyoruz. Zürafalara bakmaya doyamıyor insan.. Muhteşem bir tasarım..

Giraffa Camelopardalis Giraffa Camelopardalis

Bir süre sonra bu toprakların en heybetli canlılarından biri çıkıyor yolumuza. Afrika gergedanı.. Araçlardan inip yanına yaklaşıyoruz ama çok değil. 1 tondan daha ağır olan bu devasa yaratık, kilosuna bakmadan saatte 50 kilometre hızla koşabiliyormuş. Genellikle çabuk sinirlendikleri için o sırada hayvanın yanında bulunan profesyonel kişiler bizi sürekli uyarıyorlar. Fotoğraf çekmek için biraz fazla yaklaşınca hayvanın hırıltısını duyup gerisin geriye uzaklaşıyoruz. Fazla delikanlılık cilde zarar.

Böyle bir heybet, böyle bir ihtişam yok..

Güney Afrika GergerdanıKenya Gergedan

Ne yazık ki bu hayvanların boynuzlarını büyük paralara satmak isteyen kaçak avcılar yüzünden, bu muhteşem canlıların soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Bazı türlerin nesli ise çoktan tükenmiş.

Bu bölgede biraz yaya olarak takılıp çekimler yapıyoruz. Sağımız solumuz zürafa sürüleriyle dolu. Onlar da bizi izliyorlar. Bu arada zararsız olan bu otobur sürülerin hep açık alanlarda takılması dikkatimi çekiyor. Zebralar, zürafalar, antiloplar hep etrafı açık olan arazilerde geziniyorlar. Su kenarları, ağaçlık alanlar, kayalık bölgelerde pek vakit geçirmiyorlar. Kaptana bu konuyu danışınca “Güvenlik için..” diyor. Su kenarları ve ağaçlık bölgeler yırtıcıların yoğun olduğu, pusu kurdukları ve fark edilmedikleri yerler oluyormuş. Bu şekilde açıkta kaldıkları zaman en azından gelen tehlikeyi erkenden fark edip kaçma şansları oluyor. Kovalamaca esnasında artık kaçabilirler mi kaçamazlar mı orası kısmet. Zararsız olan bu sürü hayvanları, gerekli olmadıkça su kenarlarında pek bulunmuyorlar. Tatsızlık çıkmaması için suyunu içen dağılıyor..

Araçlara dönüp yola devam ediyoruz. Bu sırada bizim aracın şoförü elindeki telsizle sürekli birileriyle irtibat halinde. Karşılıklı konuşmalardan sonra telsizden gelen talimatla yolumuzu değiştiriyoruz. Svahili dili konuştukları için anlamıyoruz ama sanırım yırtıcı hayvanların nerede oldukları hakkında diğer jiplerle sürekli bilgi alışverişi yapıyorlar. Biz böyle düşünürken, farklı gruplara ait birkaç jipin de bizimle aynı istikamete gittiğini fark ediyoruz. Tahminimiz doğru galiba.. İleride bir vukuat var belli ki.

Tam da demin bahsettiğim ‘güvenlik’ muhabbetindeki gibi hafif ağaçlık, tehlikeli olabilecek, tenha bir bölgenin yanına yaklaşıyoruz. Ve büyük boy kedi familyasından bir ailenin, yeni ziyafet çekip dinlenmeye geçmiş olduğunu görüyoruz. Dişi ve yavru aslanlar karnını doyurup kenarda kıvrılmış yatıyorlar. Erkek aslan ufak ufak tabağın dibini sıyırmaya devam ediyor. Burnunun dibine kadar yaklaşıyoruz araçla ama o hiç oralı değil. O kadar alışmış bu tarz ziyaretçilere.

Afrika Büyük Beşli Hayvanları

Ama Harun abi bu sakinliğe başka bir teşhis koyuyor;

– Bunun yemeğine kesin ilaç katmışlar, bu kadar sakin durduğuna göre. Normalde bizi de yer.
– Abi koca antilobu yeni gömmüşler zaten, daha bizi niye yesin?
– Yer bu.
– Neyin peşindesin Harun abi!
– Uyuşturmuşlar bak, kesin diyorum..

Burada bir 10 – 15 dakika kalıyoruz. Tabi kimse araçtan bir santim bile dışarı el kol uzatmıyor. Hadi biz çekiniyoruz da, hayvanın uyuşturulduğunu düşünen Harun abi niye çekiniyor onu bilemiyorum.

– Abi nasıl olsa uyuşmuştur hayvan, insene sen.
– …. (ses yok) ツ

Aslanlarla alakalı da küçük bir paragraf açmam gerek. Özellikle ergenlik yaşlarında, bu aslan belgesellerini izlerken kafamda sürekli “Bir gün bu aslanın saldırısına uğrayacak olsam acaba kendimi nasıl savunurum?” gibi hayaller kuruyordum çocuk aklıyla. “Şöyle yaparsam böyle olur, şuradan dalarsam böyle güreşiriz falan…” Muhtemelen o güne kadar hayatımda gördüğüm tek canlı aslan da Gülhane Hayvanat Bahçesi’nde eziyet ettikleri, bir deri bir kemik kalmış olandan ibaret. Neyse zaman geçti.. Büyüdük… Yıllar sonra Güney Amerika’dayım. Ülkeyi şu an hatırlayamıyorum. Amazon kesimlerine yakın bir yerde, koruma altına alınmış bir bölgede bir aslan ailesi gördük. O gün çocuklukta kurduğum aslandan kaçma hayalleri yer ile yeksan oldu. Bir aslanın bu ebatlarda olabileceğini hiç düşünmemiştim. Bırakın mücadele etmeyi ya da kaçmayı, o aslanla karşı kaşıya gelsek saygımdan usulca kendimi yere bırakır, hayvanı fazla kızdırmamak için kolay lokma olurdum herhalde. Gergedan gibi aslan mı olur!

Ama o gün gördüğümüz Amerikan aslanları hakkında sağda solda konuşamıyorum. Arkadaşlarıma dahi anlatmıyorum. Çünkü başıma ne geleceğini biliyorum..

Şener Şen Aslan Hikayesi

Şunu net söyleyebilirim ki bugün Afrika’da gördüğümüz bu aslanlar, Amerika kıtasındakilerin yanına gitse diz çöker, tövbe ister. Arada çok büyük cüsse farkı var. İspatlayamıyorum ama vicdanım rahat. ツ

Ha ikisi de bizi rahatça yer mi? Yer, ona bir şey demiyorum.

Aslan ziyaretinden sonra sıradaki durağımız biraz uzaklarda, ıssız bir noktada. Ağaç gölgesine uzanmış, dünyanın geri kalanını umursamaz bir halde duran iki çitaya misafir oluyoruz. Yalnız bu arkadaşlar saatte 120 kilometre hızla koşabildikleri için araç içinde çıt çıkmıyor, herkes sus pus. Aracın her yeri açık neme lazım. Zaten şimdi koşmaya başlasa, yarım saate Kenya’dan Tanzanya’ya geçer. Kimseye eyvallahı yok. 

Kilim gibi harika desenli derileriyle süper karizmatik hayvanlar.. Herkesten ve her şeyden uzak kendi hallerinde takılıyorlar burada.. En sevdiğim..

Dünyanın En Hızlı Hayvanı

Çita ziyaretinin ardından kaptan Afrika fillerini bulmak için epey bir yol tepiyor. Bu sırada hayvan yoğunluğu artıyor. Büyük gruplar halinde gezen bufalolar, deve kuşları, antiloplar, maymunlar, zebralar ve yaban domuzları.. Sayıları gittikçe kalabalıklaşmaya başladı.. Bu arada Masai Mara içindeki köylerde yaşayan yerliler görüyoruz. Çobanlık yapıp büyükbaş hayvan otlatıyorlar bu aralarda. Baya bildiğin zürafaların içinde inekler geziyor. Çocuklar oyunlar oynuyor. Biz araçtan aşağı inerken kırk kere düşünüyoruz, adamlar savanada yaşıyorlar. Antiloplarla selfie çekilenler var. Şaka gibi.

Kaptan uzunca bir zaman dolaşıyor ama maalesef o gün Afrika fillerini bulamıyoruz.

Afrika Gezilecek Yerler Safari Hayvanları Afrika Kenya Safari Hayvanları

Dönüş yoluna geçtiğimiz zaman nehir kenarına doğru gidiyoruz. Timsahların oldukları bölgelere yaklaşacağız. Daha önce farklı ülkelerde büyük timsah grupları gördüğüm için bu kısım çok ilgimi çekmiyor. Biz birkaç kişi gruptan ayrılıp nehir kenarındaki yüksek bir kesimde, yaya olarak çekim yapmaya gidiyoruz. Hipopotamların kalabalık olduğu bir kısım var. Harika bir sürü görüntüsü. Buralarda takılıyoruz. Su aygırları bu alemdeki en cesur ve kafası en rahat hayvanlar sanırım. O kadar iri yarılar ki bunlara saldıracak bir hayvan türü yok zaten. Nehir timsah doluymuş, etrafta aslanlar, kaplanlar varmış… Umurlarında değil. Arazilerine giren hayvan ne olursa olsun öldürebiliyorlar. Aslan, kaplan, fil fark etmiyor.. İnsana da saldırıyorlar. Sülaleleri rahat.. Sabahtan akşama su kenarında takılıyorlar. Karada pek vakit geçirmiyorlarmış. Bir de böğürtüleri var ki ortalığı inletiyor.

Bir hippo sürüsünü izlemek süper keyifli.

Afrika Hayvanları

Günün sonuna yaklaşırken yavaştan otele doğru yola koyuluyoruz. Gönül günlerce daha bu savanalarda takılmak istiyor ama vaktimiz yok. Yine de unutulmaz bir gün geçiriyoruz. Yarım günü böyleyse bu turun 3 günlük olanı nasıldır kim bilir..

Otele dönünce herkes eşyalarını hazırlıyor. Kısa bir dinlenmeden sonra yemekler yeniliyor. Ve bu mükemmel otelde yeteri kadar vakit geçirememiş olmanın verdiği hüzünle araçlarımıza binip ayrılıyoruz.. Benim kraliyetin ömrü bu kadarmış..

Sıradaki durağımız Kenya’nın doğu sınırı.. Dünyanın en zorlu coğrafyalardan birinde yaşam mücadelesi veren hayat hikayelerini bulmaya devam edeceğiz..

# Editör / Gezi Hocası

AMAZON ORMANLARI GEZİ REHBERİ (TIKLAYIN)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir