Kapat

Güzel gün bugün. Hem kaç gün var ki önümde! Mutlu başlamalı her güne, bugüne de öyle. Her mekanın, her anın tadını çıkarmak istiyor insan. Bu enerjinin sebebi Bozcaada, nam-ı diğer Tenedos. Heredot “Tanrı, insanlar uzun ömürlü olsun diye Tenedos’u yaratmış.” derken bu enerjiyi hissetmiş olmalı.

Çanakkale ilimizin bir ilçesi olan bu güzel adanın kuzey doğusunda Gökçeada bulunuyor. 40 km²’lik bir yüz ölçümüne sahip olan Bozcaada’daki yerleşim ilk olarak M.Ö. 3000’lerde, Erken Bronz Çağı’nda başlamış. Bu bakımdan oldukça eski yerleşimlere sahip ada, maddi manevi değerli topraklarımızdan biridir.

Tenedos’a ilk yerleşenler, Anadolu’nun yerli halkı Pelasglardır. Sonrasında Persler, Atinalılar, Bergama Krallığı, Romalılar ve Bizanslılar bu topraklara egemen olmuştur. 14. yy’ın ortalarında Çanakkale Boğazı’nın etrafındaki topraklara yerleşen Osmanlı Devleti, deniz ticareti açısından önemli konumda bulunan Tenedos’la da (Bozcaada) ilgilenmişlerdir. 1455 yılında Venediklilerin elinden alınan ada, Ege’de Türklerin eline geçen ilk adadır.

Bu kadar ansiklopedik bilgi yeterli sanırım. Şimdi Bozcada gezilecek yerler ve gezi notlarıma geçmek isterim..

Tebessüm eden yüzleri, iç ferahlatan boncuk tezgahları, domates reçelleri, insanı bağrına basan serin suları, damla sakızlı kahveleri, kurabiyeleri, dondurmaları, denize karşı samimi balık sofraları, mavi kapılı evleri, dar renkli sokaklarıyla tam da oradayım. Buraya gelince neler yapıyoruz diyen iç sese kulak vermek lazım. Hadi başlayalım!

Sabah erkenden kahvaltımı yaparak otelden ayrılıyorum. Feribota yetişmek büyük sıkıntı, hele büyük bir tur aracıyla geliyorsan.. Rezervasyon zorunlu, saatinde yetişemediğinde diğer feribotun yanaşmasını beklerken bol zaman gerekiyor, ben de o zamanı denize karşı gülümseyerek geçiriyorum.

Daha yolun başında beni karşılayan renkli balkonlara tebessüm ediyorum, garipsiyorum önce, alışmaya çalışıyorum.

Burada yaşayanlar alışmış fotoğraf makinelerine. Poz veriyorlar, el sallıyorlar. Teyze öyle bir kahkaha atıyor ki fotoğraf çekenlere.. Fena alışmış..

Çok geçmeden ortama alıştım. Hatta bir zaman sonra fark ettim ki fotoğraf çekenlere ben de boz vermeye başlamışım.

Gördüğüm ilk pastaneye damla sakızlı kurabiye almak için giriyorum. Beğendiğimden değil ha, psikolojik.. “Bozcaada’ya gelip de damla sakızlı kurabiye yemezsen çok kınanırsın” dediler. İçerisi o kadar kalabalık ki nefes alabilmek için kendimi dışarı atıyorum. İçeride kurabiyeden çok insan var, siz düşünün gerisini.

Eski her şeyi sevmek içimize işlemiş. Belki de “özlem” demeliyiz.. İşte bu tarih kokan güzel mekanlar insanı bambaşka rüyalara taşıyor..

Kaldırımda giderken kafanıza bir şeyler düşme olasılığı olan evleri bilirsiniz. Pencerelerin önü hiç boş olmaz.. Mavi pencereli begonvilli evler.. Burada bolca görüyorum..

Rum Mahallesi’nin ortalarında konumlandırılmış kiliseyi sadece dışarıdan keşfediyorum. Eğer içini de ziyaret etmek istiyorsanız, Pazar sabahı 08:00 civarı orada olmalısınız. Ben olamadım. Olamam da zaten. 🙂 Bozcada gezilecek yerler listesinin başlarına yazın burayı.

Yolda bir çiftin düğün çekimiyle karşılaşıyorum. Düğün gezisi için en isabetli mekan buralar. Onlara mutluluklar dileyerek devam ediyorum. “Evinize kapanıp kalmayın, gezin dolanın yer yüzünün güzelliklerinden mahrum kalmayın” diye tavsiye etsem ters bir tepki alır mıyım diye tereddüt ediyorum. Gelin ve damat arkasında eşya taşıyan adamın da eline tutturmuşlar Gratis poşetini. Bu Gratis poşetleri demek ki sadece bizim evde bol değil!

Rum mahallelerindeki evlere aşık oluyorum. Nazar boncuğunu yerlerde ve her yerde görüyorum.

Meydanda renkli ışıklarla süslenmiş dalların yanına yürüyorum.

Güneşi taçlandırmanın en güzel yolu deniz ve kum ile ortaklık etmektir bence. Ayazma Plajı’nda kalabalığa şaşırıyorum. O kadar dolu ki boş şezlong bulamıyorum. Kalabalık sevmeyen biriyseniz aman diyim… Ufak bir boşluk bulan insanların zaman kaybetmeden havlularını hemen o boş yere attığını görüyorum. Ama ben ısrarcıyım şezlong ve hasır şemsiye bulmakta.

Bodrum’un suyunu soğuk bilirdik, meğer daha soğuk olanı da varmış. Denize girerken çok soğuk diye ağlayan çocuklar görüyorum, şaka değil ha! Ben de girerken büyük sınavlar verip, alışma seanslarına başlıyorum. Buraya Ağustos ayından önce gelmeyin derim. Sular anca ısınır.

Deniz karın acıktırır malum. Ya da “iştah açar” derler. En yakın restorana girer girmez levrek siparişi veriyorum. Tabi ki denize karşı balık yeme fırsatını kaçırmıyorum. Bazıları da burada köftelerin meşhur olduğunu iddia ediyor. Ben pek duymadığım için riske girmedim.

Rum mahallelerindeki miskin kedilerin yanına oturuyorum. Çok misafirperver ve şirin dostlar, hala gözümde tütüyor. Bakışlarıyla adeta “Beni sev” diyorlar.

Çiçek, saksı ve renkli kapı bulunmayan ev yoktu galiba. Zaten Bozcaada böyle güzel!

Bisikletler her yerde. Ve ben bu manzaralara da bayıldım. Amaç bisiklet kullanmak değil sadece. Bazen bir duvarda aksesuar olmuşlar, bazen de kapı önünde saksı. Her halleri çok şirin.

Bozcaada’ya gittik demek için bu renkli merdivenlere oturmak şart diyorlar. Oturdum..

Kale’ye kadar geliyorum. İçi oldukça bakımsız ve bilgilendirme tabelalarından yoksun. Venedikliler adadaki haklarını kaybedince yağmalayıp gitmiş, Fatih Sultan Mehmet zamanında kalıntıların üzerine yapıldığı haliyle günümüze ulaşmış. 3 tarafı denizle kaplı kaleyi de gördükten sonra biraz da meşhur çarşıyı gezeyim diyorum.

Bozcaada’nın simgelerinden oluvermiş domates reçellerinden almadan gitmeyin. Ben reçel aşığı biri değilim, gül ve vişne reçeli hariç! Domates reçelini hele hiç duymadım. Meşhursa alacağız mecbur..

Adada eski kapıları boş bulunca fırsatı değerlendirin. İki kare çekmeden giderseniz üzülürsünüz. Mavi benim rengim olabilir, hatta burada keşfetmiş bile olabilirim.

Eskitilmiş kapıyı görünce bir “tık tık tık” etmemek olmaz. Ya eski şeyler çok hikaye dolu gelmiyor mu size de?

Ada dondurmacısına uğruyorum. Yine buranın meşhur naneli mavi dondurmasından sipariş veriyorum.

Yorgunluktan ayaklarımın acıdığı ve sıcaktan kafa derimin yandığı gibi gerçeklerle gün sonu gelmeden yüzleşmiş oluyorum. Gün batmadan Polente Feneri’ne yetişmeliyim. Evet burası Ege ufkunda güneş batarken nefis manzaraya sahip bir mekan. Bozcaada’nın en popüler aktivitesine şahit oluyorum. Kayalıklardan oluşan bu uçurum kenarında esen rüzgarların serinliği ve harika gün batımı yorgunluğumu üzerimden atmaya yetti desem de inanmayın..

Polente Feneri’ne nasıl gidilir?

Aracınız varsa fenere kadar berbat da olsa bir yol bulunuyor. Kendi aracınızla geliyorsanız, biraz erken yola çıkmanızı tavsiye ederim. Fenere yaklaştıkça yol bozuluyor ve daralıyor. Yoğunluktan dolayı trafik oluyor. Hem park sorunu hem de araç yoğunluğu bu dakikalarınızı zehir zemberek yapmaması için gün batımından iki saat önce buralarda olmanızı tavsiye ederim. İkinci bir seçenek merkezden kalkan minibüsler. 18-21:00 saatleri arasında hizmet veren minibüsleri kullanarak buraya gelebilirsiniz. Fakat vermiş olduğumuz saatler değişebilir buna dikkat etmelisiniz. Son alternatif ise yine merkezden bineceğiniz taksiler.

Ve bu kısa gezimde, zaman yine hızlı ve bir o kadar mutluluk hormonu transferinde bonkör davranıyor bize.

Bozcaada Hakkında Kısaca Bilgiler

# Nasıl Bir Yer?: Hem gezmeye, hem tatil yapmaya uygun tarihi değere sahip bir ada. Denizi Ağustos aylarında ısınmaya başladığı için Haziran ve Temmuz aylarında tercih etmeyin. Sadece gezmek için geliyorsanız iki günde fazlasıyla gezebilirsiniz. Tatil niyetiyle gelenler için en az bir hafta şart. Tertemiz denizi, renkli sokakları, güzel havası için bir hafta bence az bile.

# Bozcada’da Gezilecek Tarihi Mekanlar: Yalı Cami, Alaybey Cami, Meryem Ana Kilisesi, Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi, Ada Evleri, Köprülü Mehmet Paşa Cami, Polente Deniz Feneri görülmesi gereken yerlerdendir.

# Nasıl Gidilir? Bozcaada’ya ulaşım Geyikli Yükyeri İskelesi’nden kalkan Gestaş firmasına ait arabalı vapurla sağlanıyor. Yazları 45 dk’da bir feribot kalkıyor. Kışları ise günde üç adede kadar düşüyor.

# Nerede Kalınır? Adada ufak tefek oteller mevcut. Tabi 5 yıldızlı otel yok diyebiliriz. Bunun dışında ada sakinlerinin pansiyonlarını da tercih edebilisiniz.

GÖKÇEADA’YI GÖRMEDEN ÖLME! (TIKLAYIN)

# Editör / Gezi Hocası

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir